Burle Marx ve Modern Peyzaj Mimarlığının Doğuşu

Burle Marx Brezilyalı bir sanatçı ve tasarımcıydı. Peyzaj projelerini inovasyon arzusuyla şekillendiriyor ve her daim yerel bitkiler kullanmak istiyordu. Bu inovasyon arzusu modern peyzaj mimarlığında yeni bir hareketin öncüsü oldu.
 

Roberto Burle Marx modern peyzaj mimarisinin babası olarak tanınır. Park, bahçe ve diğer açık alan tasarımlarında devrim niteliğinde fikirleriyle bu alana yön vermiştir.

Uzmanlar bu Brezilyalı tasarımcıyı 20. yüzyıl peyzaj mimarisinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul etmiştir. Burle Marx çoğu mimar tarafından modern bahçelerin yaratıcısı olarak bilinmektedir.

Marx yalnızca bir mimar değildi. Aynı zamanda dâhi bir heykeltıraş ve resim, ahşap baskı, mozaik gibi alanlarda yaratıcılığını sergileyen bir sanatçıydı. Burle Marx’ın çocukluğu kariyerinin şekillenmesinde oldukça önemli bir yere sahip oldu.

Lucio Costa ve Oscar Niemeyer gibi Brezilya mimarisinin ustalarıyla tanışması ve vaktinin çoğunu onlarla geçirmesi peyzaj alanındaki başarısının temelini oluşturdu. Bu yakınlık ona binlerce olasılığın kapılarını araladı. İki mimarla da farklı projelerde iş birliğinde bulundu. Bir Avrupa gezisinde oturmaya başlayan düşünceleri Rio de Janerio’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nde net bir şekle büründü.

Brezilya bahçeleri ve açık alanlarında gerçekleştirdiği projeleri 19. yüzyıl Avrupası’nın romantik geleneğinden sıyrılmayı başarmıştı. Burle Marx peyzaj mimarlığında kendi dilini oluşturmuş tasarımcılardandır. Bunu başarmasının ardında, kullandığı oldukça dışavurumcu şekiller ve yerel bitkiler yatıyordu.

Burle Marx: Sanata Adanmış Bir Hayat

Burle Marx tarafından tasarlanan zebra desenli bahçe

1909 yılında São Paolo’da dünyaya gelen Burle Marx, altı çocuğuna da sanat sevgisini aşılayan bir ailede büyüdü. Annesi opera şarkıcısı olduğu için Marx şan dersleri de alıyordu. Babası bir iş insanıydı ve kapsamlı bir sanat eğitimi alması için oğluna tüm imkanları sağlıyordu.

 

Sanata olan tutkusundan ötürü, ailesi Marx’ı 1928-1929 yıllarında Berlin’e gönderdi. Burada bir yıl boyunca sanat ve müzik eğitimi aldı. Bu yolculuk gelecekte kariyerini önemli ölçüde şekillendirecekti. Bu eğitim esnasında Pablo Picasso, Paul Klee, Wassily Kandinsky ve Vincent Van Gogh’un işlerini keşfetme şansını yakaladı.

1913 yılında ailesi Rio de Janerio’nun komşu şehirlerinden biri olan Leme’ye taşındı. İlk bitki koleksiyonuna orada başladığı için, bu şehrin de Marx’ın kariyerindeki yeri ayrıdır. O yıllarda Roberto yalnızca 7 yaşındaydı. Berlin’de kaldığı bir yıl boyunca Berlin Botanik Bahçesi’ni ziyaretleri bu bitki sevgisinin daha da artmasını sağladı.

Avrupa’dan döndükten sonra Rio de Janerio Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydoldu. Fakat yalnızca iki senede eğitim metotlarından sıkılmıştı.

Böylelikle okulu bırakıp ailesinin desteğiyle kendi projeleri üstüne çalışmaya başladı. 1920’lerin sonundan 1940’ların başına kadar dışavurumcu projelerini hayata geçirdi. Ardından derin bir bağ kurduğunu hissettiği kübizme merak sardı.

1950’lerde herhangi bir sınırı olmayan geometrik şekiller içeren ve organik materyallerden esinlendiği işlerini ortaya çıkardı. Renklerle de benzer bir ilişkisi oldu. Daha şairane renk düzenleri tercih etmeye başladı.

“Bir bahçenin ardında çeşitli estetik ve biçimsel kaygılar yatar; peyzaj mimarları nezdinde bitkiler yalnızca nadir, olağandışı, sıradan ya da yok olmaya terk edilmiş varlıklar olmak dışında renk, biçim, hacim ve arabeski de bünyesinde barındırır.”

-Roberto BurleMarx-

 

Burle Marx İmzası Taşıyan En Önemli İşler

Copacabana İskelesi (Rio de Janerio, Brezilya)

Palmiyeli sahil kaldırımı

Copacabana İskelesi, 1970’lerde Rio de Janerio’daki Avenida Atlántica’nın yanında bir yaya kaldırımı projesi olarak başladı. 4.5 kilometre uzunluğundaki kaldırım Copacabana sahilinden çok daha uzundu ve tüm mahalleyi kapsıyordu.

Bu halkın sahilin tadını çıkarması için başlatılan bir kentleşme projesiydi. Burle Marx burada faydayı keyifle birleştirerek insanlara farklı bir yapı sunmak istedi.

Diğer bir deyişle, peyzaj projelerinin yalnızca göze hitap eden işler olarak kalmamasını arzu ediyordu. Bu projelerin sosyal bir işlevi de olması gerektiğini savunuyordu. Burle Marx sanatın ortalama vatandaşın aşina olmadığı bir şey olmasına karşı çıkıyor, herkesin günlük yaşamda sanatın tadına varması gerektiğine inanıyordu.

Kaldırımın büyük bir kısmı, özellikle yayalar için parke taşlarından yapıldı. Kireç taşından elde edilen bu taşlar, soyut bir tasarıma sahipti ve bu da Marx’ın dehasının izlerini oldukça iyi bir biçimde yansıtıyordu. Siyah-beyaz mozaik bir desen kullanması Portekiz’in kentsel mekanlarına bariz bir gönderme içeriyordu.

Bitkileri insanların dinlenip rahatlayabilecekleri bir alan yaratmak için kullandı. Kaldırımın kenarında buna benzer çok fazla alan bulunuyordu. Bir heykeltıraş gözüyle kullanacağı bitkileri özenle seçti ve bunların okyanus rüzgârına dayanıklı olmalarına dikkat etti.

 

Flamengo Parkı (Rio de Janerio, Brezilya)

Burle Marx tarafından tasarlanan Flamengo Parkı

1961 yılında, Carlos Lacerda Brezilya Devlet Başkanı iken Flamengo Parkı’nın inşaatına başlandı. Burayı diğer parklardan ayıran şey, deniz kenarında olmasıydı.

Park 1965 yılında açıldığından beri Rio de Janerio’nun en popüler parkı olma özelliğini korudu. 1.2 milyon m² alanı kaplayan park, Marx’ın Affonso Eduardo Rei ve Jorge Moreira’nın dahil olduğu ekibi tarafından tasarlandı.

Flamengo Parkı bisiklet ve yürüyüş yolları ile oldukça geniş bir alanı bir ucundan diğerine birbirine bağlıyor. Bu parkta futbol ve basketbol sahalarının yanında model uçak uçurmak için alanlar dahi bulunuyor. Bunlar da yeterli değilse, içinde model tekneler için büyük bir göl de bulunuyor.

Fakat parkın en çok ilgili çeken kısmı şüphesiz sahip olduğu bitki çeşitliliği. Burle Marx çoğu yerel olan bitki türlerini seçerken oldukça büyük bir özen göstermiştir. Bu yeşil alanın zenginliği pek çok kuş türünü de parka çekmeyi başarmıştır.

Parque del Este (Karakas, Venezuela)

Venezueladaki parkın ağaçlık kısmından bir manzara

1950’lerin sonunda Burle Marx tarafından tasarlanan park, önceden 700 m² genişliğinde bir özel araziydi. Carlota Havalimanı’na oldukça yakın olan Karakas Vadisi’nin bir parçasıydı.

Burle Marx yerel teknisyenlerle de çalışarak bu alanı tüm şehrin en iyi peyzaj ve modern sanat alanlarından birine dönüştürdü.

 

Tropikal bitkiler de getirtmenin yanı sıra, yerel bitkiler kullanmayı da unutmadı. Jean Arp gibi diğer modern sanatçılardan etkilendi. Bu özelliği dolayısıyla, Karakas’taki Parque del Este modern peyzaj mimarisi alanında ustalık eserlerinden biri olarak yerini aldı.

Burle Marx bahçelerde, parklarda ve bulvarlarda canlı yerel bitkiler tercih ediyordu. Bu alanlarda önceleri Brezilya ya da Latin Amerika’ya özgü bitkiler nadiren tercih ediliyordu. İnsanlar yabancı bitkiler görmeye alışkındı. Marx sayesinde, halk peyzaj projelerinde yerel bitkileri kullanmaya alıştı.

Burle Marx peyzaj projelerinde bazı sanat formlarını da oldukça başarılı bir şekilde harmanlamayı başardı. Avangart heykellerin biyomorfik şekillerine her zaman hayranlık duyan tasarımcı, Miró, Calder, Léger ve bu sanatçılara benzer işler çıkaran diğer isimlerden esinlendi. Fakat en çok etkilendiği sanatçı, Jean Arp’tı.

Görebileceğiniz üzere, modern peyzaj mimarisinin bugün geldiği yeri düşündüğümüzde, Roberto Burle Marx’a ne kadar minnettar olsak az.